HALKIN KARARLI DİRENİŞİ KARŞISINDA HİÇBİR ZORBALIK İŞE YARAMAYACAK!

258

AKP’nin polisi önceki gün bir gencimizi daha öldürdü. Yine bir polis kurşunuyla öldürülen arkadaşı Abdullah Cömert’in katillerinin yargılanması için, ODTÜ arazisinden yol geçirilmesine karşı çıkanlara uygulanan şiddeti protesto etmek için, “Savaşa Hayır” demek için Hatay Armutlu mahallesinde düzenlenen yürüyüşe katılan 22 yaşındaki Ahmet Atakan, 5 metre mesafeden atılan polisin gaz kapsülüyle vuruldu.

AKP’nin polis devleti; Ahmet Atakan’ın daha eşit, daha özgür, daha güzel bir ülke için direnmeyi seçmesinin bedelini hayatını alarak ödetmeyi seçti. AKP diktatörlüğünün katlettiği Ahmet Atakan için Hatay valisi “çatıdan düşmüştür” dedi. Tıpkı Ali İsmail Korkmaz için “arkadaşları öldürmüştür” dendiği ve tıpkı 12 Eylül işkencehanelerinde katledilenler için “pencereden atladı” denildiği gibi.

AKP iktidarı bugüne kadar baskı ve korkuyla sindiremediği halk hareketine karşı, Haziran direnişinde aldığı darbenin hıncıyla, her yerde bir iç savaş görüntüsünü andıran polis şiddetiyle saldırıyor. Gencecik bedenler hedef alınıyor, gençlerimize kurşun sıkılıyor! AKP’nin polisi sokakları kuşatarak halkı ‘kimyasal silah’ özelliği taşıyan gazlarla boğmaya, insanlara her türlü şiddeti uygulamaya, sokaklara çeteleri salmaya ve öldürmeye devam ediyor. Vur emrini verenler ise ekranlarda “demokrasi” naraları atmaktan, Ortadoğu’da emperyalist savaşın taşeronluğunu “demokrasi görevi” olarak tanımlamaktan geri kalmıyor.

AKP iktidarı, halka karşı acımasızca yapılan bu saldırılar karşısında susmayacağımızı, halkın direnişinin sokaklarda gericiliğe ve faşizme asla geçit vermeyeceğini bilmelidir.

Ali İsmail Korkmaz’a, Mehmet Ayvalıtaş’a, Abdullah Cömert’e, Ethem Sarısülük’e, Medeni Yıldırım’a, 14 yaşında 87 gündür uykusundan uyanmayan Berkin Elvan’a ve Ahmet Atakan’a, düşleri cesaretleri kadar büyük tüm çocuklarımıza sözümüz, uğruna canlarını verdikleri “onurlu bir geleceği” tüm inadımızla, direniş kararlılığımızla kuracağız!

AKP’nin Eylül Sendromu Dehşet Saçıyor!

AKP iktidarının yıllardır uyguladığı baskı ve sömürü dayatmalarına karşı halkın biriktirdiği öfke ve isyan, mahallelerde ve kent meydanlarında demokratik hak ve talepler çerçevesinde giderek büyüyen bir direnişe dönüştü. AKP’nin tüm baskıcı ve otoriter tutumuna ve direnişin başından itibaren her geçen gün artan polis şiddetine karşı direniş gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. AKP iktidarı saldırının şiddetini ne kadar arttırsa da, halka ne kadar zulmetse de, Haziran direnişiyle başlayan halkın geleceğine sahip çıkma kararlılığını geriletmeyi başaramadı.

Haziran direnişiyle birlikte içeride ciddi bir halk direnişiyle karşılaşan AKP, dışarıda Suriye’deki iç savaşta üstlendiği emperyalizmin taşeronu rolünün yarattığı travmayla iyice kontrolünü kaybetmiş durumdadır.

Bölgede “bölgesel güç olma hayallerinin” çöküşünü, çığırtkanlığını yaptığı savaşla durdurmaya çalışma girişimi, “değerli yalnızlığı” ile son buldu. Emperyalizmin iç savaşla parçaladığı, harap ettiği, yüzbinlerce insanın ölüme mahkum edildiği Suriye’de azalan rolünü savaş diliyle kurtarma peşine düşen AKP iktidarı ülkemizi de savaşın bir parçası konumuna sürüklerken, içeride ve dışarıda kendisine karşı gelişen muhalefete de yenik düşmekten kaçamamaktadır.

AKP iktidarına ve onun kurduğu düzene karşı gelişen direniş hareketinin özgürlük, demokrasi ve barış talebi AKP’nin faşizan, sivil diktaya yönelen rejiminde sonun başlangıcını ilan ettmiştir.

Demokratikleşme adımlarını atmayarak, Kürt sorununda çözüme ilişkin süreci tehlikeye sokmuştur.

Yaklaşık sekiz aydır devam eden çatışmasızlık ortamına rağmen, Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinden bağımsız olmayan Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı ve demokratik bir temelde çözümü konusunda üzerine düşeni yerine getirmemekteki ısrarı ve barış için yükselen sesleri ırkçı, şovenist söylemlerle bastırmaya devam etmesi, AKP iktidarının halkın barış iradesi karşısındaki başarısızlığını ortaya koymuştur. Demokratikleşmeye ilişkin adımları atmak bir yana, bölgeye inşa edilen yeni kalekollar gibi çatışmasızlık ortamı üzerinden yaptığı yeni hesaplar ve çekilmenin durması bu başarısızlığın bir örneğidir. AKP iktidarının desteklediği ve beslediği çeteler Rojava gibi katliamlara imza atarken, Gezi direnişi sırasında polisi de Lice’de halka gazla ve mermiyle saldırmıştır.

“Demokratikleşme” adımlarının atılacağı pakete ilişkin beklentiler artık yerini ülkemizi daha da polis devletine dönüştüren düzenlemelerin olacağı beklentisine bırakmıştır. Demokratikleşme paketi adı altında polisi, Türkiye’de bugüne kadar görülmeyen ölçüde yetkilendirerek, polise savcı izni olmadan gözaltı yetkisi vermenin planlarının yapıldığı artık ortadadır.

Görünen o ki Haziran’ın AKP iktidarı üzerinde yarattığı korku, Eylül sendromuna dönüşmüştür.

ODTÜ ve Tuzluçayır’da dini manipülasyonla bezenmiş provokasyonları ve ardından kullandığı polis şiddeti bu sendromun önümüzdeki dönem AKP’nin sivil diktatörlük düzenine karşı gelişen halk hareketi üzerinde uygulayacağı yeni stratejileri ortaya koymuştur.

Buna karşılık Tuzluçayır ve ODTÜ’de süren direnişin kararlılığı ve cesareti de sömürüye, savaşa ve dinselleştirmeye; yağma ve talana; baskı ve şiddete karşı; kalbi eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir Türkiye’den yana atan milyonların özgürlük çığlının dinmeyeceğini, her yeri direnişe dönüştüren Gezi’nin “bu daha başlangıç” ruhuyla şimdi her yanı daha fazla saracağını göstermiştir.

AKP iktidarına hatırlatırız; “Korkunun ecele faydası yok!” Ne yaparsanız yapın, ne kimyasal polisiniz, ne de gaz ve copunuz halkın örgütlü gücünü devirmeyi başaramayacak!

Ülkemizin aydınlık ve güzel yarınlarının sokaklarda yanan direniş ateşiyle, bizlerin ellerinde kurulduğu şu günlerde, hiçbir zorbalık özgürlüğün sesini kesmeye yetmeyecek!

[kck]p style=[ct]text-align: ;11.09.2013 – KESK