AZİZ ÇELİK: KIDEM TAZMİNATI VE TÜRK-İŞ?İN SİNİKLİĞİ

277

Kıdem tazminatı konusu bir kaç gündür yine gündemde. Aslında hiç gündemden inmedi ki. Önceki gün (27 Ağustos 2013) Radikal ve Hürriyet’te yeni bir kıdem tazminatı fonu taslağına ilişkin haberler yer aldı. Konuyla yakından ilgilenmeme rağmen bu kaçıncı taslak artık karıştırır oldum. Hükümetin çalışmaları şeffaf yürütmemesi ve sendikalarla paylaşmaması nedeniyle kesin detaylara ulaşmak zor. Bakanlık bilerek spekülatif bir ortam istiyor sanki. Ancak ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali, kıdem tazminatı konusunun kapalı kapılar ardında pişirildiği kesin.

Rivayetler muhtelif ama kesin olan nokta, kıdem tazminatı hakkını tırpanlamayı akıllarına koymuş durumdalar. Şimdiye kadar hazırlanan hangi taslağa bakarsanız bakın, hepsinin ortak yöneliminin kıdem tazminatı miktarının azaltılması olduğu görülecektir. Bu zaten gizli saklı bir durum değil. İşveren örgütleri ve hükümet yıllardır kıdem tazminatını bir sorun ve yük olarak görmekte. Bu konuda sayısız beyanları var. Biçimi, detayı ne olursa olsun kıdem tazminatıyla ilgili düzenlemenin yegane amacı işçinin kıdem tazminatı hakkını budamak.

Kıdem tazminatı fonu kurulmasına ilişkin son haberler, bu konuda ekonomi bakanlıklarının görüşlerinin ön plana çıktığını gösteriyor. Daha önce ekonomi bürokrasisi tarafından hazırlandığı anlaşılan bir taslak kamuoyuna sızmış ancak çok tepki çekince geri çekilmişti. Bu taslakta kıdem tazminatı fonunun bireysel hesaplar üzerine kurulması öngörülmekteydi. Söz konusu taslak kıdem tazminatının fiilen 15 güne düşmesine yol açıyordu.

Son “sızan” taslağa da aynı yaklaşım egemen. Kıdem tazminatı bireysel sigortacılık mantığı ile özel şirketler tarafından işletilecek bireysel fonlara dönüştürülmekte. Bu durumun özel sigorta ve finans şirketlerinin iştahını kabarttığı kesin. Kısaca kıdem tazminatı hem miktar olarak düşecek hem de bir tür özelleştirmeye konu olacak. Bu yolla kıdem tazminatının işçi-işveren ilişkisi ile bağı zayıflayacak ve kıdem tazminatı doğrudan bir işveren yükümlülüğü olmaktan çıkacak. Bu durumun en önemli tehlikesi iş güvencesini zayıflatmasıdır.

Kıdem tazminatı fonunun bireysel hesaplar üzerinden oluşturulması ve buraya yatacak primlerin nemalandırılması yöntemiyle, kıdem tazminatının işçinin son ücretiyle bağı da ortadan kaldıracak. Bireysel fon piyasada değerlendirileceği için toplu sözleşmeyle sağlanan ücret artışı da kıdem tazminatına yansımayacak.

Şu veya bu taslak artık fark etmiyor. Kıdem tazminatı fonu (seçimlerden önce veya sonra) tekrar gündeme geleceği ve temel unsurlarının miktarın düşürülmesi (30 gün yerine 15 gün gibi) ve bireysel fon hesapları yoluyla nemalandırılması olacağı aşağı yukarı kesin. Her ne kadar başbakan geçen Mart ayında “rafa kaldırdık” dese de hükümet programında kıdem tazminatı fonu kurulması net bir hedef olarak duruyor. Konu sermayenin gündeminde de yerini koruyor.

Şimdi yaptıkları, ısınma turlarından ibaret. Kamuoyunu alıştırmaya çalışıyorlar. Halkla ilişkiler faaliyeti sürdürüyorlar. Kıdem tazminatı fonunu sevimli göstermeye çalışıyorlar. O yüzden önce taşeron işçilerden başlayabilirler ama sıra bütün çalışanlara gelecek.

Kurt kuzuyu yiyecek! Hükümet ve işveren örgütleri kıdem tazminatını budamayı aklına koymuş durumda. Mesele, sendikaların ve işçilerin cevabının ne olacağı. Uzun süredir derin bir uykuda olan Türk-İş yönetimi ne yapacak? Türk-İş, kıdem tazminatını korumak için bir kaç kez genel kurulda genel grev kararı almıştı. Ancak son yıllardaki performansı kıdem tazminatı konusunda da devam ederse, vay işçilerin haline!

Tarihinin en pasif, sinik ve sessiz dönemini yaşayan Türk-İş yönetimi kıdem tazminatı fonu konusu gündeme geldiğinde ne yapacak? Asıl soru budur. Dostlar alışverişte görsün kabilinden basın açıklamaları mı yapacak, yoksa genel kurul kararlarının gereğini mi? İkincisi konusunda hiçbir belirti yok. Veya bir ihtimal daha var: Tıpkı bahar eylemlerinde olduğu gibi işçiler Türk-İş ve sendika yönetimlerini aşacak ve son kaleleri olan kıdem tazminatının gaspına karşı direnecek.
 29.08.2013 – BİRGÜN